Psikiyatri Hemşireliği Dergisi - J Psy Nurs: 11 (1)
Cilt: 11  Sayı: 1 - 2020
EDITÖR'DEN
1.
Editörden
Editorial
Yasemin Kutlu
Sayfa I

ARAŞTIRMA MAKALESI
2.
Türkiye psikiyatri hemşireleri profili çalışması: Akademik alan*
The profile of psychiatric nurses in Turkey: Academic field*
Fahriye Oflaz, Sevil Yılmaz, Nur Elçin Boyacıoğlu, Özge Sukut, Nareg Doğan
doi: 10.14744/phd.2019.98159  Sayfalar 1 - 10
GİRİŞ ve AMAÇ: Ülkemizde, ruh sağlığı ve psikiyatri hemşireliği insan gücünü yetiştiren öğretim elemanlarının sayı ve niteliklerine ilişkin güncel veri bulunmamaktadır. Bu bağlamda araştırmanın amacı, Türkiye’de ruh sağlığı ve psikiyatri hemşireliği alanında görev yapmakta olan akademisyenlerin profilini ortaya koymaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı-kesitsel nitelikteki çalışmada veriler, Ocak–Mayıs 2018 tarihlerinde, dijital anket formu aracılığı ile toplanmıştır. İnternet erişimi olan 227 öğretim elemanı çalışmaya davet edilmiş olup, anketleri dolduran 177 kişi ile çalışma tamamlanmıştır. Anket formu, kişisel ve mesleki deneyime ilişkin 42 sorudan oluşmaktadır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır.
BULGULAR: Katılımcıların %5.6’sı profesör; %16.9’u doçent; %31.3’ü doktor öğretim üyesi, %14.6’sı öğretim ve %31.6’sı araştırma görevlisidir. Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Hemşireliği yüksek lisans mezunu olanların oranı %73.4 olup, bu alanda doktora yapmış olma oranı %55.4’dür. Katılımcıların %89.8’i tam zamanlı çalışmaktadır, %34.5’i 1-5 yıl arası akademik deneyime sahiptir ve %45.2’si ruh sağlığı alanı dışında da ders vermektedir. Katılımcıların %20.9’unun ruh sağlığı alanında klinik deneyimi olduğu, %12.4’ünün ise daha önce herhangi bir klinik alanda çalışmadığı bulunmuştur. Akademisyenlerin %34.5’i yurtdışında bir kurumda çalışma ya da gözlem yapmak için bulunmuş olup, %63.8’i yurt dışında kongreye katılmıştır. Yurt dışı kongreye katılım sayısı ortalaması 3.92’dir (max. 43).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Psikiyatri hemşireliği akademisyenlerinin yaklaşık olarak üçte birinin akademik deneyiminin başında olması ve yarısının doktora derecesine henüz sahip olmaması hedeflere ulaşmada risk yaratabilecek bir özellik olarak değerlendirmiştir. Ruh sağlığı alanında klinik deneyimi olanların sayısının yüksek olması ise güçlü bir özelliktir.
INTRODUCTION: There is no current data on the number and qualifications of the academic nursing work force in the mental health and psychiatric field in Turkey. The purpose of this research, therefore, is to construct a profile of academics who are working in the field of mental health and psychiatric nursing in Turkey.
METHODS: This descriptive and cross-sectional study was conducted between January–May 2018 via a digital questionnaire form. Of the 227 teaching staff with internet access who were invited to participate in the study, 177 filled out the questionnaires. The questionnaire consists of 42 questions about personal and professional experience. Descriptive statistics were used in the analysis of the data.
RESULTS: Among the participants, 5.6% were professors; 16.9% were associate professors; 31.3% were doctoral faculty members, 14.6% were faculty members and 31.6% were research assistants. The percentage of those with master of science degrees in Mental Health and Psychiatric Nursing was 73.4%, while those with a doctorate in this field was 55.4%. It was further found that 89.8% of the participants worked full time, 34.5% had 1–5 years of academic experience, 45.2% taught outside the field of mental health, 20.9% had clinical experience in the field of mental health and 12.4% had never worked in a clinical area before. Finally, 34.5% stated that they had visited or studied in an institution abroad and 63.8% had participated in congresses abroad, with the mean number of international congresses attended being 3.92 (Max: 43).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The fact that about one-third of the academics were at the beginning of their academic experience and that half had no doctorate degree can be seen as characteristics posing possible risks to reaching goals. In contrast, the high number of those with clinical experience in the field of mental health can be viewed as a strong quality of the academic profile.

3.
Obsesif kompulsif bozuklukta içgörünün obsesif inançlar ve üstbiliş ile ilişkisi
The relationship of insight with obsessive beliefs and metacognition in obsessive compulsive disorder
Onur Yılmaz, Rabia Kevser Boyraz, Ayşe Kurtulmuş, Fatma Büşra Parlakkaya, Ahmet Öztürk
doi: 10.14744/phd.2020.83584  Sayfalar 11 - 19
GİRİŞ ve AMAÇ: Obsesif kompülsif bozukluk(OKB) hastalarının endişeyi yararlı gördüklerine ve kendi dikkat ve hafızalarına güvenmediklerine ilişkin bilinenler zemininde, tedavide içgörünün geliştirilmesi ve obsesyonların yansızlaştırılması hedeflenmektedir. Bununla birlikte OKB hastalarında içgörünün üstbilişlerle ve obsesif inançların türü ve şiddetiyle ilişkisini araştıran çok kısıtlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmada içgörü ile üstbilişler, obsesif inanç içerikleri ve şiddeti arasındaki ilişkinin araştırılması hedeflenmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma OKB tanısı alan 101 hasta ve 52 kişilik sağlıklı kontrol grubu ile yapılmıştır. Çalışmanın verileri hasta ve kontrol grubunda Sosyodemografik Veri Formu, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HDDÖ), Obsesyonel İnanışlar Ölçeği (OİÖ-44) ve Üstbiliş Ölçeği (ÜBÖ-30) ile toplanmıştır. Hasta grubunda ayrıca Yale-Brown Obsesyon Kompülsiyon Ölçeği (Y-BOKÖ) ve Aşırı Değer Verilmiş Düşünce Ölçeği (ADDÖ) kullanılarak veri toplanmıştır. OKB tanılı hastalar ADDÖ puanlarına göre zayıf ve iyi içgörülü olarak iki gruba ayrılmıştır.
BULGULAR: ÜBÖ-30 olumlu inanç ve bilişsel güven alt boyut ortalama puanları hasta ve sağlıklı kontrol gruplarında benzer bulunmuştur. Zayıf ve iyi içgörü düzeyine sahip olan OKB hasta grupları obsesyon ve kompülsiyonların şiddeti, depresyon şiddeti, hastalık süresi, hastalığın başlama şekli gibi değişkenler ve tüm ölçeklerin ortalama puanları açısından karşılaştırıldığında aralarında anlamlı fark saptanmamış, sadece ÜBÖ-olumlu inanç alt boyutu ortalama puanı içgörüsü zayıf OKB grubunda daha yüksek bulunmuş olup, aradaki farkın ise istatistiksel anlamlılık sınırına yakın olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada OKB hastalarında depresyon ortalama puanları kontrollere göre daha yüksek bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmanın bulgularına göre, sağlıklı gönüllüler ile OKB hastalarının bazı üstbilişlerinin, bilinenin aksine benzer seviyede olduğu ortaya konmuştur. OKB hastaları içinde ise içgörü ile üstbilişler arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Bununla birlikte; içgörünün niteliksel çalışma deseni ile derinlemesine ele alındığı, daha geniş örneklemli ve daha fazla demografik ve klinik verinin dahil edildiği yeni çalışmalara ihtiyaç olduğu söylenebilir. Ayrıca, içgörü kavramının OKB’deki rolünün tartışmaya açık olduğu, tedavi ve klinik yaklaşımda içgörü düzeyinin belirleyiciliğinin sorgulanması gerektiği öne sürülebilir.
INTRODUCTION: The treatment of obsessive-compulsive disorder (OCD) aims to neutralize obsessions and improve insight, in consideration of the information that OCD patients have positive beliefs about anxiety and do not rely on their attention and memory. Nevertheless, there are a limited number of studies about the relationship of insight with metacognitions and types of obsessive beliefs among OCD patients. This study aims to investigate those relationships.
METHODS: This study was conducted with a patient group, 101 OCD patients, and 52 healthy volunteers in the control group. All participants were given the Sociodemographic Data Form, Hamilton Depression Rating Scale (HDRS), Obsessional Beliefs Questionnaire (OBQ-44) and Metacognition Questionnaire (MCQ-30). The patient group also received the Yale-Brown Obsessive Compulsive Scale (Y-BOCS) and the Overvalued Ideas Scale (OVIS). According to OVIS scores, the patient group was separated into two groups; poor insight and good insight.
RESULTS: The average scores of positive beliefs and cognitive confidence subscales of MCQ-30 were credible among the patient and healthy control groups. Patients with poor and good insight did not differ with regard to severity of obsessions, compulsions, depression, duration and beginning type of the disorder and other clinical and demographic variables and average scale scores. Patients with poor insight had higher average scores of MCQ positive beliefs than patients with good insight; however, the difference was not significant despite being close to the statistical significance verge. Depression severity of patients was higher than controls.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Study results demonstrates that, contrary to common belief, certain metacognitions of patients and controls were comparable. No significant relationship was found between insight and metacognition in OCD. There is a need for qualitative studies with larger samples and more demographic and clinical data regarding insight. Additionally, the role of insight in OCD is arguable and the deterministic role of the level of insight in clinical approach and treatment should be questioned.

4.
Resimli Psikososyal ve Davranış Sorunları Kontrol Listesi’nin geçerlik ve güvenirlik çalışması
Validity and reliability of the Pictorial Pediatric Symptom Checklist
Elif Ardıç, Gül Ünsal, Serap Bayram
doi: 10.14744/phd.2019.56933  Sayfalar 20 - 27
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, Resimli Psikososyal ve Davranış Sorunları Kontrol Listesi’nin (Pictorial Pediatric Sympthom Checklist) Türkçe’ ye uyarlanması, geçerlik ve güvenirliğinin sınanması amacıyla yapılmıştır. Resimli Psikososyal Davranış Sorunları Kontrol Listesi’nin Türkçe’ye uyarlanması, psikososyal sorunları olan 6–16 yaş arası çocukların erken dönemde tanılanması, ayrıntılı tanı ve tedavi için ailelerin ve çocukların gerekli sağlık kuruluşlarına zamanında yönlendirilebilmesi, ülke genelinde yapılacak olan çalışmaların daha kolay, ucuz ve etkin şekilde yürütülmesine katkı sağlayacaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Metodolojik tipte olan bu çalışma İstanbul ilinde iki ayrı ilköğretim okulunda öğrenim gören, 6–16 yaş grubu çocuğa sahip 799 ebeveyn ile tamamlanmıştır.
BULGULAR: Resimli Psikososyal ve Davranış Sorunları Kontrol Listesi’nin geçerlik çalışmaları için kapsam ve yapı geçerliliği (açımlayıcı faktör analizi), güvenirliği için ise iç tutarlılık ve zamana göre değişmezlik tekniği kullanılmıştır. Kapsam Geçerlik İndeksi %92.2 bulunmuştur. Madde-toplam korelasyonları içinde sadece bir maddenin korelasyonu (madde: 20) 0.30’un altında bulunmuştur. Ölçeğin faktör analizi, ölçekten çıkartılan bu madde nedeni ile toplamda 34 maddeye uygulanmıştır. Faktör analizi sonucu dört faktörlü bir yapı ortaya çıkmış ve maddelerin faktör yük değerleri 0.33–0.72 arasında olduğu bulunmuştur. Dört faktörlü yapının toplam varyansı %37.63’dür. Resimli Psikososyal ve Davranış Sorunları Kontrol Listesi’nin Cronbach alpha değeri 0.89 olarak hesaplanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Resimli Psikososyal ve Davranış Sorunları Kontrol Listesi’nin Türkçe versiyonunun çocuklarda psikososyal ve davranışsal sorunları inceleme fırsatı veren geçerli ve güvenilir bir tarama aracı olduğu bulunmuştur.
INTRODUCTION: This study was conducted methodologically to adapt the Pictorial Pediatric Symptom Checklist (PPSC) into Turkish and test its validity and reliability. The adaptation of the PPSC into Turkish will ensure the early diagnosis at risk children aged 6–16, directing families and children to necessary health institutions in a timely manner for detailed diagnosis and treatment; it shall also mean that nationwide studies can be conducted at a lower cost, as well as more effectively and more easily.
METHODS: This methodological study was completed using 799 parents whose children, aged 6–16 years, were studying in two different primary schools in Istanbul.
RESULTS: Content and construct validity were used to validate the PPSC, while internal consistency and test-invariance technique were used for reliability. The Content Validity Index was found to be 92.2%. Within the item-total correlations, only one item’s correlation (item 20) was found to be below 0.30 and it was removed from the scale. Thus, the factor analysis of the scale was applied to a total of 34 items. A four-factor structure emerged as a result of the factor analysis and the factor loadings of the items were found to be between 0.33 and 0.72. The total variance of the four-factor structure is 37.63%. The Cronbach alpha value of the PPSC was calculated as 0.89.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The Turkish version of the PPSC was found to be a valid and reliable surveying tool that provides the opportunity to examine children’ psychosocial and behavioral problems.


5.
Uzun süreli terör eylemlerinin olduğu bölgede yaşayan veya tanık olan bireylerde travmatik stres, anksiyete ve depresif belirti sıklığı
Frequency of traumatic stress, anxiety and depressive symptom in individuals exposed to long-term terrorist incidents
Funda Gümüş, Gülhan Yiğitalp
doi: 10.14744/phd.2020.16362  Sayfalar 28 - 34
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışma uzun süreli silahlı çatışmaların olduğu bölgede yaşayan bireylerde, olaylardan 12 ay sonrasında travmatik stres, anksiyete, depresif belirti sıklığı ve ilişkili risk faktörlerini belirlemek amacıyla yapıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma kesitsel, ilişki arayıcı tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini, uzun süreli silahlı çatışmaların olduğu bölgede yaşayan, çalışmaya katılmaya gönüllü olan 331 kişi oluşturdu. Veri toplamada Kişisel Bilgi formu, Travmatik Stres Belirti Ölçeği (TSBÖ), Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) kullanıldı. Verilerin analizinde, tanımlayıcı analizler, Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Testi, çoklu regresyon ve Spearman korelasyon kullanıldı.
BULGULAR: Çalışmaya katılan bireylerin %79.2’sinde olası travmatik stres belirtilerinin olduğu, %52’sinde ise travmatik stres belirtilerine eşlik eden depresyon olduğu saptandı. Bireylerin %38.1’inde orta ve yüksek düzeyde depresif belirtilerin var olduğu ve tamamının anksiyete yaşadığı belirlendi. Korelasyon analizi sonucunda TSBÖ ve BDÖ arasında pozitif yüksek, TSBÖ ve BAE arasında ise pozitif orta dereceli, BDÖ ve BAE arasında ise pozitif orta dereceli ilişki saptandı. Bireylerin ekonomik durumlarına göre TSBÖ, BDÖ ve BAE toplam ölçek puan ortalamaları arasında anlamlı fark saptandı. Şimdi ruhsal yardıma ihtiyaç duyma durumuna göre ise TSBÖ, BDÖ ve BAE toplam puan ortalamalarının istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Katılımcıların tamamında anksiyete, çoğunluğunda depresif belirti ve yüksek oranda olası travmatik stres görülmektedir.
INTRODUCTION: The research was conducted to determine the post-12 month frequency of traumatic stress, anxiety, depressive symptoms and related risk factors in individuals who were exposed to terrorist incidents in areas experiencing prolonged armed conflict.
METHODS: The research was carried out using a cross-sectional, descriptive-correlational design. The research sample consisted of 331 individuals who voluntarily agreed to participate in the research, lived in areas experiencing prolonged armed conflict, and were exposed to terrorist attacks. For data collection, a personal information form, the Traumatic Stress Symptom Scale (TSSS), the Beck Depression Inventory (BDI), and the Beck Anxiety Scale (BAS) were used. In the data analysis, descriptive analysis, Mann Whitney U Test, Kruskal Wallis Test, multiple regression and Spearman correlation were used.
RESULTS: It was determined that 79.2% of the individuals participating in the study had potential traumatic stress symptoms, and that in 52% of the individuals, depression accompanied the traumatic stress symptoms. Furthermore, it was found that 70.7% of the individuals had symptoms indicating depressiveness and anxiety. Results of the correlation analysis at the 0.01 level showed that there was a positive-high level correlation between TSSS and BDI, a positive-moderate level correlation between TSSS and BAS, and a positive-moderate correlation between BDI and BAS. A statistically significant difference was found between the mean total scale scores on the TSSS, BDI and BAS in terms of the economic status of the individuals Finally, it was determined that there was a statistically significant relationship between the mean total scores on the TSSS, BDI and BAS and the individuals’ status of being in need of immediate psychological support.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was observed that all the participants had anxiety, and that most of them had depressive symptoms and a high level of traumatic stress.

6.
Hemşire Karşılıklı Bağımlılık Ölçeği Türkçe geçerlilik ve güvenirlilik çalışması
The Turkish validity and reliability study of the Nurse Codependency Questionnaire
Nurgül Özdemir, Sevim Buzlu
doi: 10.14744/phd.2019.72792  Sayfalar 35 - 40
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışma Hemşire Karşılıklı Bağımlılık Ölçeği'nin (Nurse Codependency Questionaire) Türkçe’ ye uyarlanması ve geçerlilik ve güvenilirliğini sağlamak amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma 3 Mart–29 Ağustos 2014 tarihleri arasında Gaziantep il sınırları içinde yer alan beş devlet hastanesi ve bir üniversite hastanesinde çalışan 538 hemşire ile metodolojik araştırma yöntemine göre yapılmıştır. Araştırmanın verileri; Bireysel Bilgi Formu ve Hemşire Karşılıklı Bağımlılık Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bu araştırmadan elde edilen veriler, Ölçeğin Türkçe dil eş değerliliği sağlandıktan sonra verilerinin istatistiksel analizi SPSS 22 forWindows paket programında değerlendirilmiştir.

BULGULAR: Hemşire Karşılıklı Bağımlılık Ölçeği'nin dil geçerliği çeviri-geri çeviri ve uzman görüşü sonrası uygun olduğu belirlenmiştir. Hemşire Karşılıklı Bağımlılık Ölçeği'nin KMO ile hesaplanan örneklem yeterliliği 0.81, Barlett Testinin, 1965,419 olduğu, ölçeğin, tahmin hatalarının ortalamasının karekökü (RMSEA) uyum değeri 0.051, karşılaştırmalı uyum indeksi (CFI) değeri 0.88, normlaştırılmış uyum indeksi (NFI) değeri 0.84, standartlaştırılmış hata kareleri ortalamasının karekökü (SRMR) değeri 0.046, olduğu saptanmıştır. Cronbach Alfa Güvenirlik Katsayısının; Faktör 1’ i ölçen 15 madde için “0.74”, Faktör 2’yi ölçen 9 madde için “0.50”, ölçeğin toplam 24 maddesi için “0.77 olduğu, test-tekrar test korelasyon değerinin r=0.79 ve her iki ölçüm sonucu arasında çok ileri derecede anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.000).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hemşire Karşılıklı Bağımlılık Ölçeği yüksek geçerlilik ve güvenilirliğe sahip Türk toplumunda “Hemşirelerde Karşılıklı Bağımlılık” düzeylerini belirlemek amacı ile kullanılabilir bir ölçek olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin Karşılıklı Bağımlılık düzeylerini belirlemede kullanılabilecek bir ölçek olarak önerilebilinir.
INTRODUCTION: The aim of this study was to adapt the Nurse Codependency Questionnaire (NCQ) into Turkish and to ensure its validity and reliability.
METHODS: This study was conducted with 538 nurses working at five state hospitals and one university hospital in Gaziantep Province from March 3 to 29 August 29, 2014. The data were collected using a personal information form and the Nurse Codependency Questionnaire after ensuring the equivalency of the questionnaire’s items in the Turkish language. The statistical analysis of the data was done using SPSS 22 for Windows. The analysis of factor groups used confirmatory factor analysis. The analysis of data conformity used Barlett’s test and the Kaiser-Meyer-Olkin test in the determination of internal consistency. Cronbach’s alpha reliability coefficient and test-retest correlation tests were used to determine internal consistency.
RESULTS: The linguistic validity of the NCQ was determined to be sufficient after translation and back-translation, and consulting expert opinion. For the NCQ, sample size was calculated using the KMO (0.81) and Barlett’s test (1,965.419). The root mean square error of approximation (RMSEA) of the questionnaire was 0.051, the comparative fit index (CFI) was 0.88, the normed fit index (NFI) was 0.84, and the standardized root mean square residual (SRMR) was 0.046. The Cronbach’s alpha reliability coefficient for the 15 items in factor 1 was 0.74. For the 9 items in factor 2 it was 0.50, and it was 0.77 for all 24 items on the questionnaire. The test-retest correlation value was r=0.79, and there was a significant correlation between the results of the both tests (p<0.000).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The Nurse Codependency Questionnaire has high levels of validity and reliability and can be used to determine levels of nurse codependency in Turkey.

7.
HIV/AIDS ile ilgili bilgi ve damgalanma düzeyinin ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi
Evaluation of the knowledge and stigmatization level of HIV/AIDS and related factors
Oya Bozkurt, Derya Bayırlı Turan
doi: 10.14744/phd.2020.88156  Sayfalar 41 - 48
GİRİŞ ve AMAÇ: Araştırmanın amacı, HIV/AIDS öyküsü olmayan erişkinlerde HIV/AIDS ile ilgili bilgi ve damgalama düzeyinin belirlenmesi, etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi ve katılımcıların bilgi düzeyi ile damgalama düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: alışma, 18–70 yaş arasında, bir üniversite hastanesinde sağlık problemi dışında bir sebeple bulunan 185 kişi ile yapıldı. Bireylerin sosyodemografik özellikleri kaydedildi ve HIV/AIDS ile ilgili bilgi ve damgalama düzeyi literatürden yararlanarak, uzman görüşleri alınarak hazırlanmış 34 maddeden oluşan bir anket formu ile değerlendirildi.
BULGULAR: Katılımcıların HIV/AIDS bilgi puan ortancası min-max) 9 (0–15), HIV/AIDS damgalama puan ortancası (min-max) 5 (0–15) tespit edildi. Çalışma grubunda HIV/AIDS ile ilgili bilgi edinme kaynağı olarak en sık tercih edilen 3 kaynak, medya, okul, aile ve arkadaş çevresi olarak bulundu. Üniversite mezunu olanların HIV/AIDS ile ilgili bilgisinin lise mezunu olanlara göre daha yüksek olduğu saptandı. HIV/AIDS ile ilgili damgalama düzeyinin erkeklerde kadınlara göre, eğitim durumu düşük olanlarda yüksek olara göre daha fazla olduğu belirlendi. HIV/AIDS ile ilgili bilgi düzeyi artışının damgalama düzeyinde azalmayla ilişkili olduğu tespit edildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırmanın en dikkat çekici sonucu, HIV/AIDS ile ilgili damgalama düzeyinin katılımcıların hem konuyla ilgili bilgi düzeyinden hem de öğrenim düzeyinden etkilendiğinin bulunmasıdır. Bu sonuçların ışığında, eğitimle ilgili müdahalelerin, HIV/AIDS ile ilgili damgalamayı azaltacağı ve özellikle erkeklerin, öğrenim düzeyi düşük olan kişilerin bilgilendirmede hedef grup olarak seçilmesine ihtiyaç olduğu anlaşılmıştır.
INTRODUCTION: This study aims to determine the level of knowledge and stigma about HIV/AIDS in adults without a history of HIV/AIDS. Additionally, it aims to evaluate the related factors and to examine the relationship between the level of knowledge and stigma.
METHODS: This study was conducted with 185 people between the ages of 18–70 who were present in a university hospital for reasons other than health problems. The sociodemographic characteristics of the individuals were recorded and the level of knowledge and stigma related to HIV/AIDS was evaluated using a literature questionnaire consisting of 34 items prepared using expert opinions.
RESULTS: The median knowledge score (min-max) of the participants regarding HIV/AIDS was 9 (0–15) and the median score (min-max) regarding HIV/AIDS stigma was 5 (0–15). The three most frequently preferred sources of information about HIV/AIDS were media, school, family and friends. It was determined that the knowledge of university graduates about HIV/AIDS was higher than that of high school graduates. HIV/AIDS related stigmatization level was found to be higher in males than in females, and in those with lower levels of education. It was determined that the increase in the level of knowledge about HIV/AIDS was associated with a decrease in stigmatization level.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The most striking result of the research is that the stigmatization level related to HIV/AIDS is affected by both the level of knowledge of the participants and the level of education. Based on these results, interventions directed toward education will reduce stigma related to HIV/AIDS and that men especially, and people with lower education levels need to be selected as the target group for information.

8.
Sağlıklı Aile Ebeveynlik Envanteri’nin Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliği*
Validity and reliability of the Turkish Version of the Healthy Family Parenting Inventory*
Özge Çalıklar, Hasibe Kadıoğlu
doi: 10.14744/phd.2019.93585  Sayfalar 49 - 56
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmada Krysik ve Lecroy tarafından geliştirilen Sağlıklı Aileler Ebeveynlik Envanterinin Türkçe geçerlik ve güvenirliliğini incelemek amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu metodolojik çalışma Nisan 2018–Mayıs 2018 tarihleri arasında İstanbul’da 370 ebeveyn ile yapılmıştır. Envanterin Türkçe formunun oluşturulmasında dil uyarlaması için çeviri-geri çeviri tekniği kullanılmıştır. Geçerlilik, kapsam ve yapı geçerliliği ile değerlendirilmiştir. Kapsam geçerliliği on uzmandan görüş alınarak kapsam geçerliliği indeksi ile yapı geçerliliği doğrulayıcı faktör analizi ile değerlendirilmiştir. Ölçeğin güvenirliliği iç tutarlılık ve madde toplam korelasyonu ile değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Uzman görüşleri sonrası ölçeğin kapsam geçerliliği indeksi madde düzeyinde 0.80-1 arasında, ölçek düzeyinde %95 olarak bulunmuştur. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda bulunan tüm maddelerin t değerleri 0.01 düzeyinde manidar bulunmuştur. Uyum indekslerinin ise iyi uyum gösterdiğini ve ölçeğin dokuz faktörlü yapısını doğruladığı bulunmuştur. Envanterin iç tutarlılığı cronbach alfa sayısı ile değerlendirilmiş ve 0.93 olarak bulunmuştur. Alt ölçeklerin cronbach alfa değerleri 0.66 ile 0.85 arasında değişmektedir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sağlıklı Aileler Ebeveynlik Envanteri’ nin Türkçe formu geçerli ve güvenilir bulunmuştur.
INTRODUCTION: The aim of this study was to investigate the validity and reliability of the Turkish version of the Healthy Families Parenting Inventory (HFPI) developed by Krysik and LeCroy.
METHODS: This methodological study was carried out over the period April–May 2018 with 370 parents in Istanbul. The back-translation technique was employed in creating the Turkish language version of the inventory. In testing the validity of the scale, content and construct validity were examined. Content validity was assessed with the content validity index (CVI) after consultation with ten experts. Construct validity was assessed using confirmatory factor analysis (CFA). The scale’s reliability was assessed by examining internal consistency and item-total correlations.
RESULTS: The CVI of the scale based on the items was 0.80–1; this was found to be 95% on the basis of the overall scale. In the assessment of construct validity, the t-values of all items tested in the CFA displayed a value of 0.01, which was significant. The fit indices were found to be well matched and the scale had a nine-factor structure. The inventory’s internal consistency was assessed with Cronbach’s alpha coefficient and found to be 0.93. Cronbach’s alpha values of the subscales ranged from 0.66 to 0.85.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The healthy families parenting inventory was found to be valid and reliable.

DENEYSEL ARAŞTIRMA
9.
Aile içi şiddet dersinin hemşirelik öğrencilerinin kadına yönelik şiddet belirtilerini tanıma ve şiddete karşı tutumlarına etkisi
The effect of a domestic violence course on nursing students’ recognition of violence symptoms against women and their attitudes toward violence
Özlem Can Gürkan
doi: 10.14744/phd.2019.82712  Sayfalar 57 - 63
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışma, hemşirelik öğrencilerine verilen aile içi şiddet dersinin, öğrencilerin kadına yönelik aile içi şiddetle ilgili bilgi düzeylerine, aile içi şiddet mağduru kadındaki şiddet belirtilerini tanıma bilgi düzeylerine ve aile içi şiddete karşı tutumlarına etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ön test – son test, kontrol gruplu yarı deneysel tasarımdaki çalışma, İstanbul’daki bir üniversitesinin hemşirelik bölümünde, Eylül 2015–Aralık 2017 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Toplam 200 katılımcı (deney grubu=100; kontrol grubu=100) ile gerçekleştirilen çalışmada, deney grubundaki katılımcılar 14 hafta süreyle haftada 2 saat (toplam 28 saat) aile içi şiddet dersine katıldılar. Veriler, tanımlayıcı bilgi formu, Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Bilgi Testi, Aile İçi Şiddet Tutum Ölçeği ile Hemşire ve Ebelerin Kadına Yönelik Şiddet Belirtilerini Tanımalarına İlişkin Ölçek kullanılarak elde edildi.
BULGULAR: Çalışmadan elde edilen bulgular değerlendirildiğinde; hem deney hem de kontrol grubundaki katılımcıların eğitim sonrası kadına yönelik aile içi şiddet bilgi puanlarının eğitim öncesine göre anlamlı düzeyde arttığı (p<0.05) belirlendi. Deney grubundaki katılımcıların eğitim sonrası hem fiziksel şiddet belirtilerini tanıma (p<0.05), hem de duygusal şiddet belirtilerini tanıma (p<0.01) puanları eğitim öncesine göre anlamlı düzeyde artmıştı. Deney grubundaki katılımcıların eğitim sonrası tutum puanları eğitim öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Elde ettiğimiz bulgular; aile içi şiddet dersinin, hemşirelik öğrencilerinin kadına yönelik aile içi şiddetle ilgili bilgi düzeylerini ve şiddet mağduru kadındaki şiddet belirtilerini tanıma bilgi düzeylerini artırmada etkili olabileceğini ve bunun yanısıra öğrenci hemşirelerde kadına yönelik aile içi şiddete karşı olumlu tutum geliştirmede etkili olabileceğini göstermektedir. Aile içi şiddet dersinin hemşirelik müfredatında ders olarak yer alması önerilir.
INTRODUCTION: This study was conducted to explore the impact of a domestic violence course on nursing students’ knowledge of domestic violence against women, their ability to recognize signs of violence, and their attitudes toward combating domestic violence against women.
METHODS: This study used pre-test post-test quasi-experimental design with control groups and was conducted between September 2015 and December 2017 in the nursing department of a university in İstanbul. Participants in the intervention group attended a Domestic Violence Course (for 2 hours a week for 14 weeks; totaling 28 class hours). Study data were gathered using the Domestic Violence Against Women Test of Knowledge, the Scale for Recognizing the Signs of Violence, and the Attitudes Toward Domestic Violence Scale during both pre-training and post-training. Data collected from a total of 200 study participants (intervention=100; control group=100) were the evaluated.
RESULTS: An examination of the findings of the study demonstrates that participants in both the intervention and the control group displayed significantly higher scores (p<0.05) in their knowledge about domestic violence against women after the training compared to their scores prior to the intervention. The participants in the intervention group displayed significantly higher levels in recognizing signs of physical violence (p<0.05) and in identifying the signs of emotional violence (p<0.01) after they had received the education compared to their scores before the intervention. The intervention group’s attitudes were also found to be significantly different before and after the education (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The findings of this study suggest that a domestic violence course may increase nursing students’ knowledge of domestic violence against women, as well as increase their ability to recognize signs of violence. Such a course may also be effective for developing positive attitudes toward combating domestic violence against women. Therefore, a domestic violence course should be included in nursing curricula.

DERLEME
10.
Merhametli bakım: Tanımlanabilir mi, verilebilir mi, ölçülebilir mi?
Compassionate care: Can it be defined, provided, and measured?
Tuğba Pehlivan, Perihan Güner
doi: 10.14744/phd.2019.20082  Sayfalar 64 - 69
Hemşirelik mesleğinin özünde bulunan merhamet kavramı, hemşireleri bakım verirken etik açıdan hassas bir şekilde davranmaya motive edici önemli bir değer olarak görülmektedir. İyi bir hemşirelik bakımı için, merhametin kaçınılmaz bir öge olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle, merhametli bakımın, modern hasta bakımının önemli bir parçası olup, aynı zamanda profesyonel hemşireliğin de hayati bir fonksiyonu olduğu söylenebilir. Ancak, hemşireliğin temel özelliklerinden biri olarak bilinmesine rağmen, merhametin özellikleri, hemşirelik uygulamalarında yer alıp almadığı ya da ne sıklıkta yer aldığı gibi konularda sınırlı veri bulunmaktadır. Merhamet kavramında olduğu gibi, merhametli bakımın da tam olarak tanımı, merhametli bakım davranışlarının neler olduğu, merhametli bakımın verildiğinin nasıl kanıtlanacağı ve ölçülebileceği gibi konularda da zorluklar olduğu ifade edilmektedir. Bu derlemede, merhamet kavramı ve hemşirelikteki önemi, merhametli bakım, merhametli bakım davranışları ve merhametli bakımın ölçümü ile ilgili bilgiler mevcut literatür ışığında kapsamlı olarak tartışılmıştır.
The concept of compassion inherent in the nursing profession is a significant value. It motivates nurses to act ethically and in a sensitive way while providing care. Compassion is an essential element of good nursing care. Thus, compassionate care is not only a significant part of modern patient care but also a vital function of professional nursing. Although it is known as a fundamental characteristic of nursing, there are limited data about the characteristics of compassion. More data is needed regarding whether and how often compassion is included in nursing practices. As with the concept of compassion, there are difficulties with the exact definition of compassionate care, what compassionate care behaviors include, and how provision of compassionate care can be proven or measured. This review comprehensively discusses information regarding the concept of compassion and its significance in nursing, compassionate care, and compassionate care behaviors. We also discuss measurement of compassionate care in accordance with the current literature.

OLGU SUNUMU
11.
Hastalıkta Belirsizlik Kuramı'na göre bakım verene bakım verme: Olgu sunumu
Using the Uncertainty in Illness Theory to provide care for the caregiver: A case report
Sultan Taş Bora, Kadriye Buldukoğlu
doi: 10.14744/phd.2019.44365  Sayfalar 70 - 77
Mishel'in Hastalıkta Belirsizlik Kuramı (1988-1990), hasta ve bakım verenlerin hastalık süreciyle ilgili yaşanan belirsizliği nasıl yorumladıklarını açıklamakta ve belirsizlik altında psikolojik ve davranışsal sonuçları iyileştirecek müdahalelerin seçiminde bir çerçeve sunmaktadır. Bu çalışmada bir üniversite hastanesi psikiyatri kliniğinde yatmakta olan şizofreni hastasının bakım verenine Hastalıkta Belirsizlik Kuramına (HBK) göre verilen bakımın örneklendirilmesi amaçlanmıştır. Bakım veren GC., bir buçuk aydır klinikte yatmakta olan hastanın yanında refakatçi olarak bulunduğunu ve hastaya beş yıldır evinde baktığını, bundan dolayı bazı psikososyal sorunlar yaşadığını belirtmiştir. Hastalıkta Belirsizlik kuramının temel kavramları; belirsizliğin öncülleri, belirsizlik değerlendirmesi ve belirsizlikle baş etmedir. GC’nin, hastayla ilgili "tam iyi oldu derken yine başa döndük, ne yapacağımı şaşırdım" sözleri ve hastalığın seyrini anlamadığını belirtmesi yaşadığı belirsizliği ve öncüllerini göstermektedir. Bakım verenin hastalığın kronik gidişi ile ilgili bilgi gereksinimi olduğu ve belirsizliği olumsuz bir durum olarak değerlendirdiği görülmektedir. Ağlaması ve çaresizlik duyguları ifade etmesi duygu odaklı baş ettiğini düşündürmektedir. Araştırmacı, bakım verendeki belirsizliğin yönetimi için; belirsizlik yaratan durumları dikkate alarak hastalıkla ilgili bilgilendirme, bilişsel yeniden çerçeveleme, problem çözme ve iletişim becerilerini geliştirmeye yönelik müdahaleleri kullanmıştır. Kuramın, şizofreni hastalığının bakım verene yaşattığı belirsizlik durumunu iyi açıkladığı ve bakım veren- hemşire etkileşimini desteklediği düşünülmektedir. Ülkemizde HBK’ya temellendirilmiş çok fazla çalışma olmadığından kuramın farklı hastalık grupları ve bakım verenleriyle çalışılması ve araştırmalarla test edilmesi önerilmektedir.
Mishel’s Theory of Uncertainty in Illness (1988-1990) explains how patients and caregivers interpret the uncertainty about the course of an illness. Additionally, it provides a framework for selecting of interventions that will improve the psychological and behavioral outcomes of uncertainty. This manuscript provides an example of the care provided to a caregiver of an individual with schizophrenia based on Mishel’s Theory of Uncertainty in Illness. A caregiver referred to as GC is staying with the patient who has been hospitalized at the clinic for one and a half months as her attendant. GC had been providing care for the patient in her home for the last five years and has experienced psychosocial problems. The main concepts of the Theory of Uncertainty in Illness are: antecedents of uncertainty, appraisal of uncertainty and coping with uncertainty. GC’s statements such as “While we were thinking that she was almost well, now we are back to the beginning and I am confused about it” as well as reporting her lack of understanding about the course of the illness shows the uncertainty that she experienced and the antecedents of this uncertainty. The caregiver needed information about the course of the chronic illness and perceived uncertainty as a negative situation. Her crying and feelings of helplessness illustrated she had an emotion-focused coping mechanism. Having knowledge about the situations that create uncertainty in the caregiver, the researcher used the interventions to improve knowledge about the disease, cognitive reframing, problem solving and communication skills in managing uncertainty. The theory is thought to explain the uncertainties caregivers have with managing a patient with schizophrenia. This theory supports the interaction between caregivers and nurses. There are few studies based on UIT in Turkey, therefore further studies are needed to test the UIT.

ÇEŞITLI
12.
Prof. Dr. Nebahat Büyükoktay Kum Anısına… Sevgi ve Hüzünle Anıyoruz
Prof. Dr. Nebahat Büyükoktay Kum Anısına… Sevgi ve Hüzünle Anıyoruz
Gülşen Terakye
Sayfa E1
Makale Özeti | Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale