Hızlı Arama




J Psy Nurs: 10 (2)

Cilt: 10  Sayı: 2 - 2019

EDITÖR'DEN
1.
Editörden
Editorial
Nurhan Eren, Nazmiye Kocaman Yıldırım
Sayfa I

ARAŞTIRMA MAKALESI
2.
"Size nasıl hitap edilmesini istersiniz?": Hemşire-hasta iletişiminde kullanılan hitap şekli ve hemşirelik bakımı arasındaki ilişki
“How do you prefer to be addressed?”: The relationship between forms of address in nurse-patient communication and nursing care
Buket Şimşek Arslan, Ahmet Göktaş, Kadriye Buldukoğlu
doi: 10.14744/phd.2019.95867  Sayfalar 89 - 95
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, Türk kültüründe hemşire hasta iletişiminde kullanılan hitap şekli ve bu hitap şekli ile hemşirelik bakımı arasındaki ilişkiyi incelemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı türde olan çalışma, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde yatmakta olan 186 bireyle tamamlanmıştır. Veri toplama aracı olarak, Kişisel Bilgi Formu ve hemşirelik bakımını değerlendiren iki ölçek kullanılmıştır. Veri analizinde tanımlayıcı istatistikler, normallik testi, Pearson korelasyon testi ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır.
BULGULAR: Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 50.9±16.5 ve %50’si kadındır. Hastaların %54.9’unun kronik bir hastalık nedeniyle yatmakta olduğu ve %39.8’inin tedavi alma sürelerinin 2-5 gün arasında olduğu saptanmıştır. Hemşireler hastalara (%59.1) ve hastalar hemşirelere (%69.4) çoğunlukla formal hitap şeklini kullanmaktadır. Hastaların üçte ikisi (%66.1) hemşirelerden kendilerine informal hitap şeklini kullanmalarını istemektedir. Hasta-hemşire arasındaki hitap şekline ilişkin değişkenler ile yaş, eğitim durumu, medeni durum, çocuk sayısı ve meslek arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmuştur (p<.05). Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayış Ölçeği ve Bakım Davranışları Ölçeği-24 toplam puanı ile hemşire hasta arasındaki hitap şekli arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hemşire-hasta iletişiminde genellikle formal hitap biçimi kullanılmaktadır. Fakat hastaların çoğu hemşirelerin kendisine informal hitap etmesini istemektedir. Hastanın yaşı arttıkça hemşirelerin hastalara karşı informal hitap şeklini kullanma durumları artmaktadır. Ayrıca informal hitap edilen hastalar, hemşirelik bakımından daha memnundur.
INTRODUCTION: The aim of this study is to examine the relationship between the forms of address used between nurses and patients and their effect on nursing care in Turkish culture.

METHODS: This descriptive study was completed with 186 inpatients at Akdeniz University Hospital in Antalya, Turkey. A personal information form and two scales concerning nursing care were used. The personal information form asked which forms of address the patients used with nurses. The data were analyzed using descriptive statistics, normality tests, the chi-square test and the Mann-Whitney U test.
RESULTS: The mean age of the patients was 50.9±16.5, and 50% were female. The study found that 54.9% of the patients were hospitalized for chronic disease, and 39.8% has been in treatment for 2-5 days. The formal form of address was used most by both nurses (59.1%) and patients (69.4%). Two-thirds of the patients (66.1%) preferred to be addressed informally by nurses. There were statistically significant differences between forms of address and age, education, marital status, number of children and occupation. There were statistically significant relationships between the Scale of Patient Perception of Hospital Experience with Nursing, the Nursing Care Behaviors Inventory-24 and forms of address (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The formal form of addresses is usually used in communication between patients and nurses. However, most patients want nurses to address them informally. As patients’ age increases, nurses’ use of informal address also increases. The study also determined that the patients who were addressed informally were more satisfied with their nursing care.

3.
Hemşirelerin konsültasyon liyezon psikiyatrisi hemşireliği hakkındaki bilgi ve uygulamalarının incelenmesi
Examination of the knowledge and practices of nurses about consultation liaison psychiatry nursing
Serap Yıldırım, Ebru Şimşek, Koza Geridönmez, Şerife Basma, Übeyit Vurak
doi: 10.14744/phd.2019.21548  Sayfalar 96 - 102
GİRİŞ ve AMAÇ: Araştırma, hemşirelerin konsültasyon liyezon psikiyatrisi hemşireliği hakkındaki bilgi ve uygulamalarının incelenmesi amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı araştırma, Nisan ve Haziran 2017 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin dahili ve cerrahi birimlerinde çalışan 136 hemşireyle yapılmıştır. Araştırma verileri, Tanıtıcı Bilgi Formu ve Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP) Hemşireliği Soru Formu ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, sayı yüzde dağılımı kullanılmıştır.
BULGULAR: Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 33.94±5.69 olup, %91.2’sinin kadın, tamamının lisans mezunu olduğu, %70.6’sının dahili kliniklerde, %29.4’ünün cerrahi kliniklerde, %42.6’sının çalıştığı klinikte, %31.6’sının toplamda 1–5 yıldır çalıştığı bulunmuştur. Hemşirelerin %65.4’ünün ruhsal sıkıntı yaşayan hastayla, %32.4’ünün ise ruhsal sıkıntı yaşayan sağlık çalışanıyla karşılaştığı, %44.9’unun ruhsal sıkıntı yaşayan hastaya bakım verirken güçlük yaşadığı belirlenmiştir. Hemşirelerin %44.9’unun biyopsikososyal bakımı, %27.2’sinin psikososyal bakımı tanımlayabildiği, %96.3’ünün psikososyal bakımı önemli bulduğu bulunmuştur. Araştırmaya katılan hemşirelerin %40.5’inin KLP hemşireliğinin tanımını bilmediği, %94.9’unun daha önce KLP hemşiresiyle çalışmadığı, %74.3’ünün ise çalıştıkları klinikte KLP hemşiresine ihtiyaç duyduğu saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hemşirelerin ruhsal sıkıntı yaşayan hastaya bakım verirken güçlük yaşadığı, bu alanda uzman bir profesyonelden desteğe gereksinimlerinin olduğu, aynı zamanda biyopsikososyal bakım, psikososyal bakım, konsültasyon liyezon psikiyatrisi hemşireliği konularında bilgi gereksinimlerinin olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda, gereksinimi karşılayacak konsültasyon liyezon psikiyatrisi hemşirelerinin yetiştirilmesi için lisansüstü programların açılması ve yaygınlaştırılması önerilmiştir
INTRODUCTION: This study was conducted to examine the knowledge and practices of nurses in CLP nursing.
METHODS: The average age of the nurses participating in the study was 33.94±5.69, 91.2% of them were women, all of them had license degrees, 70.6% were in internal medicine clinics, 29.4% were in surgical units, 42.6% were in clinics and 31.6% had worked between one and five years. The study determined that 65.4% of the nurses encountered a patient suffering from mental distress, 32.4% encountered a health professional suffering from mental distress, and 44.9% had difficulties while giving care to patients suffering from mental distress. The study found that 44.9% of the nurses could define biopsychosocial care, 27.2% could define psychosocial care and 96.3% considered psychosocial care to be important. Of the nurses, 4.4% knew the definition of CLP nursing, 94.9% had not worked with consultation liaison psychiatric nurses before, and 74.3% needed the CLP nurse to work with them in the clinic.
RESULTS: The average age of the nurses participating in the study was 33.94±5.69, 91.2% of them were women, all of them had license degrees, 70.6% were in internal clinics, 29.4% were in surgical units,42.6% were in clinics and 31.6% were in total for 1 to 5 years working. It was determined that 65.4% of the nurses were confronted with the patients suffering from mental distress, 32.4% were confronted with the health professional suffering from mental distress, and 44.9% had difficulties while giving care to the patients suffering from mental distress. It was found that 44.9% of the nurses could define biopsychosocial care, 27.2% could define psychosocial care, and 96.3% were found psychosocial care to be important. It was determined that 4.4% of the nurses who participated in the study knew the definition of consultation liyezon psychiatric nursing, 94.9% had not worked with the consultation liyezon psychiatric nurses before, and 74.3% had needed the consultation liyezon psychiatric nurse in the clinic they were studying.


DISCUSSION AND CONCLUSION: The study concluded that the nurses had difficulty in giving care to patients suffering from mental distress, they needed support from a professional in this field, and they needed information regarding biopsychosocial care, psychosocial care, consultation-liaison psychiatric nursing. In light of these results, it has been proposed to open and disseminate master programs for the training of consultation-liaison psychiatric nurses to meet the need.

4.
Yaşam Sonu Dönem ve Psikodrama: Hemşirelik öğrencilerinin iletişim becerileri, tutumları, duygusal zekaları ve kendini yansıtmalarına etkisi
End-of-life psychodrama: Influencing nursing students’ communication skills, attitudes, emotional intelligence and self-reflection
Audrey Marie Beauvais, Azize Atli Özbaş, Kathleen Wheeler
doi: 10.14744/phd.2019.96636  Sayfalar 103 - 110
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, psikodrama grup mudahalesi sonrasında, hemşirelik öğrencilerinin iletişim becerileri, ölmekte olan hastaya bakım vermeye yönelik tutumları, duygusal zekaları ve kendini yansıtma düzeylerinde değişim olup olmadığını belirlemeyi amaçlamıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Akıl sağlığı hemşireliği dersi sürecinde yürütülen çalışmada, psikodrama müdahale grubu ve kontrol grubuna, öntest/sontest deseni uygulanmıştır. Çalışma, yaklaşık 390 lisans hemşirelik öğrencisi bulunan Fairfield Universitesi’nde (USA) gerçekleştirilmiştir. Akıl sağlığı hemşireliği dersini almakta olan 84 öğrenci çalışmaya davet edilmiştir. Bu öğrencilerden 38’i müdahale grubuna, 41’i konrtol grubuna katılmıştır. Kontrol ve müdahale grubundaki tüm öğrencilerden, psikodrama uygulaması öncesi ve sonrası, demografik bilgi formu, süreç kaydı, Frommelt ölmekte olan hastaya bakım vermeye yonelik tutum ölçeği, Mayer-Salovey-Caruso duygusal zeka testi ve kendini yansıtma ve içgörü ölçeğini doldurmaları istenmiştir.
BULGULAR: Müdahale grubu ve kontrol grubunun iletişim becerileri, ölmekte olan hastaya bakım vermeye yönelik tutumları ve kendini yansıtma düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Müdahale grubu ve kontrol grubunun duygusal zeka toplam ve alt ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma, psikodramanın hemşirelik öğrencilerinin iletişim becerilerini, ölmekte olan hastaya bakım vermeye yönelik tutumlarını ve kendini yansıtma düzeylerini geliştirmedeki faydasına dikkat çekmektedir. Bu gibi girişimlerin, yaşam sonu dönemdeki hasta ve ailesine yönelik bakımın kalitesini geliştirme potansiyeli bulunmaktadır.
INTRODUCTION: This study aimed to determine if nursing students’ communication skills, attitudes towards caring of the dying patients, emotional intelligence, and reflection change after a psychodrama group intervention.
METHODS: A pre/posttest design was utilized with a psychodrama intervention group and a control group during a Mental Health Nursing course. The study was set in Fairfield University (USA) with approximately 390 traditional undergraduate nursing students. A convenience sample of eighty-four nursing students was invited to participate in the study. Thirty-eight of those students participated in the intervention group and 41 participated in the control group. All participants in the control and intervention groups were asked to complete the demographic information, process recordings, Frommelt Attitude Toward Care of the Dying Scale, Mayer-Salovey-Caruso Emotional Intelligence Test, and Self Reflection and Insight Scale at the beginning and end of the psychodrama intervention.
RESULTS: There was a statistically significant difference in communication skills, attitudes towards the care of the dying, and self-reflection between the intervention and control groups. There was no statistical difference in total and branch emotional intelligence between the intervention group and control groups.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The study highlighted the value of psychodrama as a strategy that can enhance nursing students’ communication skills, attitudes towards dying patients, and reflection. Such an intervention has the potential to ultimately improve the quality of care for end-of-life patients and their families.

5.
KOAH’lı hastalarda psikolojik dayanıklılık ve yaşam doyumu arasındaki ilişki
The relationship between psychological resilience and life satisfaction in COPD patients
Gülşen Kılınç, Erman Yıldız, Funda Kavak
doi: 10.14744/phd.2019.60362  Sayfalar 111 - 116
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma KOAH’lı hastalarda psikolojik dayanıklılık ve yaşam doyumu arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: İlişkisel tanımlayıcı olarak yapılan araştırma Temmuz 2016–Haziran 2017 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin Göğüs Hastalıkları servisinde yatan 144 KOAH hastası ile yürütüldü. Araştırmanın verileri, Hasta Bilgi Formu, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistik, bağımsız gruplarda t testi, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Varyans Analizi, Regresyon Analizi kullanıldı.
BULGULAR: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 70.08±10.62 olup, çoğunluğu erkek (%77.1), evli (%80.6), çalışmıyor (%86.8) ve ilkokul mezunudur (%59.7). Araştırmaya katılan hastaların psikolojik dayanıklılık ölçeği puan ortalamaları 116.43±19.78 olup, yaşam doyumu ölçeği puan ortalamaları ise 18.70±6.72’dir. Hastaların psikolojik dayanıklılıkları ve yaşam doyumları arasında pozitif yönde güçlü bir ilişki saptanmıştır. Psikolojik dayanıklılık yaşam doyumunu anlamlı bir şekilde yordayıp, psikolojik dayanıklılığa ilişkin toplam varyansın %65’ini açıklamaktadır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırma sonucuna göre KOAH hastalarının psikolojik dayanıklılık düzeyleri ve yaşam doyumlarının yüksek olduğu belirlenmiştir. KOAH hastalarının psikolojik dayanıklılıkları arttıkça, yaşam doyumları artmaktadır.
INTRODUCTION: This study was carried out descriptively in order to determine the relationship between psychological resilience and life satisfaction in COPD.
METHODS: The study was conducted with 114 COPD patients who were treated in a university hospital’s respiratory services department between July 2016 and June 2017. Data were obtained with the “Personal Information Form”, “Resilience Scale for Adults” and “Life Satisfaction Inventory”. Descriptive statistics, independent samples t-test, Kruskal-Wallis Variance, Mann-Whitney U Test, Analysis of Variance and Analysis of Regression were used in the evaluation of data.
RESULTS: The mean age of the patients was 70.08±10.62, the majority (77.1%) were male, 80.6% were married, 86.8% were unemployed, 59.7% had graduated primary school. Total score of Resilience Scale for Adults was 116.43±19.78 and Life Satisfaction Inventory was 18.70±6.72. A significant positive correlation was determined between resilience and life satisfaction. Psychological endurance predicts life satisfaction significantly and accounts for 65% of the total variance associated with psychological endurance.
DISCUSSION AND CONCLUSION: According to the results of the study, the psychological endurance levels and life satisfaction of COPD patients were found to be high. When resilience of patients increased, life satisfaction was higher.

6.
Madde kullanım bozukluğu olan kişilerde erken dönem uyumsuz şemalar ile öfke düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Investigation of the relationship between early stage maladaptive schemas and anger levels in people with substance-use disorders
Bilge Dilek Soyaslan, Celale Tangül Özcan
doi: 10.14744/phd.2019.87049  Sayfalar 117 - 123
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, madde kullanımı olan ve madde kullanımı olmayan kişilerde erken dönem uyumsuz şemalar ile öfke düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla bir vaka-kontrol çalışması olarak yürütülmüştür.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu araştırmanın örnekleminin vaka grubunu bir askeri hastanede Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD. Polikliniklerine başvuran 73 hasta, kontrol grubunu ise, aynı hastane içerisinde bulunan bir askeri birlikte vatani görevini yerine getirmekte olan 75 er ve erbaş oluşturmuştur. Vaka grubuna Sosyodemografik Veri Toplama Formu-1; kontrol grubuna Sosyodemografik Veri Toplama Formu-2 uygulanmıştır. Aynı zamanda her iki gruba da Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzları Ölçeği (SÖÖTÖ) uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Ki- kare analizi, Mann Whitney U testi ve korelasyon analizinden yararlanılmıştır.

BULGULAR: Vaka ve kontrol grubu sosyodemografik özellikler açısından karşılaştırıldığında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken (p>0.05). Aile içi ilişkiler ve aile ekonomik düzeyi açısından gruplar arası fark bulunmuştur (p<0.05). Grupların şema alanları incelendiğinde; Kopukluk, Zedelenmiş Otonomi, Yüksek Standartlar, Zedelenmiş Sınırlar şema alanları ve alt boyutlarına ait puanları, vaka grubundaki kişilerin puanlarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Öfke tarzları incelendiğinde ise; Sürekli Öfke, Öfke İçte ve Öfke Dışa puanları, vaka grubundaki kişilerden anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Yapılan korelasyon analizinde kontrol grubu ile vaka grubu arasında Duygusal Yoksunluk, Kendini Feda şema alt boyutu ile Öfke İçte puanı arasında pozitif yönlü orta düzeyde ilişki olduğu saptanmıştır. Vaka grubunda Onay Arayıcılık, Yüksek Standartlar, Cezalandırıcılık, Diğerleri Yönelimlilik alt boyutu ile Sürekli Öfke, Öfke İçte ve Öfke Dışa puanları ile pozitif yönlü orta düzeyde ve Öfke Kontrol puanı ile negatif yönde zayıf ilişki olduğu saptanmıştır.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırma verileri değerlendirildiğinde madde kullanım bozukluğu olan vaka grubunun erken dönem uyumsuz şemaların fazlalığı ve öfke seviyelerinde kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde farklılık bulunmuştur.

INTRODUCTION: This study was conducted as a case-control study to investigate the relationship between early stage maladaptive schemas and anger levels in people with and without substance-use disorders.
METHODS: The sample for the investigation included a case group of 73 patients who presented to a military hospital
mental health and diseases polyclinic and a control group of 75 current soldiers and rankers performing military service
who presented to the same hospital. Sociodemographic Data Collection Form-1 was applied to the case group and
Sociodemographic Data Collection Form-2 was applied to the control group, while the Young Schema Questionnaire
Short Form-3 (YSQ-SF3), the State-Trait Anger Scale and the State-Trait Anger Expression Inventory were applied to both
groups. For the evaluation of the data, the chi-square test, Mann Whitney U test and correlation analysis were used.
RESULTS: In comparing the case group and control group in terms of sociodemographic characteristics, it was observed
that, with the exception of intra-family relationships and family economic status levels, for which significant differences
were seen (p<0.05), no statistically significant differences were found (p>0.05). When the schema domains of the case
group and control group were evaluated, Disconnection, Impaired Autonomy, High Standards, and Impaired Borders
schema domains and subscale components were significantly higher than those of the control group (p<0.05). Comparison
of the anger styles between the case group and control group showed that those in the case group had significantly
higher points in Trait Anger, Anger In and Anger Out than those of the control group (p<0.05). In the correlation
analysis performed, a positive moderate relationship was found between Emotional Deprivation and the Self Sacrifice
schema sub-scale and Anger In for the case group and control group, while a positive moderate relationship was also
found between Approval Seeking, High Standards, Punitiveness and Other-directedness and Trait Anger, Anger In and
Anger Out, but a negative weak relation with Anger Control.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Evaluation of the study data showed that the case group, which had substance-use disorders, had an
excess of early stage maladaptive schemas, and there was a significant level of difference between the case group and
control group in terms of anger levels.

7.
Zihinsel engelli çocuğu olan ailelerin yaşadığı güçlüklerin ve aile yükünün belirlenmesi
Determining the burdens and difficulties faced by families with intellectually disabled children
Serap Balcı, Hamiyet Kızıl, Sevim Savaşer, Şadiye Dur, Birsen Mutlu
doi: 10.14744/phd.2018.05657  Sayfalar 124 - 130
GİRİŞ ve AMAÇ: Tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, zihinsel engelli çocuğu olan ailelerin yaşadıkları güçlükleri ve aile yükünü belirlemek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmanın evrenini zihinsel engeli nedeniyle özel bir rehberlik ve araştırma merkezinde takip edilen 0–18 yaşları arasında olan 220 çocuğun anneleri oluşturdu. Örneklem grubunu ise araştırmaya katılmayı kabul eden 160 anne oluşturdu.
BULGULAR: Çocukların %36.9’unun hafif, %43.1’inin orta ve %20’sinin ağır derecede mental retardasyonu olduğu bulundu. Annelerin %48.8’i çocuklarının bakımına yardımcı olacak kimseleri olmadığını, %38.8’i hayal kırıklığı, %48.1’i şaşkınlık, %31.3’ü şok, %52.5’i çaresizlik, %16.9’u öfke, %14.4’ü ise suçluluk hissettiğini, %13.1’i başkalarını suçladığını, %61.9’u durumu takdir-i ilahi olarak gördüğünü, %12.5’i intihar düşüncesine sahip olduğunu ve %28.1’i depresyon yaşadığını belirtti. Annelerin %7.5’inin “Aile Yükü Değerlendirme Ölçeği (AYDÖ)” puanı düşük, %92.5’inin ise yüksekti.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Ailelerin çoğunun geleceğe endişe ile baktığı, yüklerinin katlanılamayacak kadar ağır olduğunu düşündükleri ve sağlık profesyonellerinden bilgi ve destek bekledikleri belirlendi.
INTRODUCTION: This descriptive research was conducted with the aim of determining the difficulties families with intellectually disabled children face and their family burdens.
METHODS: The research population consisted of the mothers of 220 children who are aged 0-18 and monitored at a Special Guidance and Research Center due to their intellectual disabilities. The sample group was composed of 160 mothers who consented to participate in the research.
RESULTS: Of the children, 36.9% had mild, 43.1% had moderate, and 20% had severe mental retardation. Of the mothers, 48.8% reported they had no one with whom to share the care of the child. Mothers also reported that they felt disappointment (38.8%), bewilderment (48.1%), shock (31.3%), desperation (52.5%), anger (16.9%), guilt (14.4%). Of the mothers, 13.1% blamed others, 61.9% accepted the situation as an act of God, 12.5% had thoughts of committing suicide, and 28.1% suffered from depression. On the "Family Burden Assessment Scale (FBAS)," 7.5% of the mothers got low scores, and 92.5% got high scores.
DISCUSSION AND CONCLUSION: This research found that most of the families felt anxious about the future, felt like their burden was too much to bear, and expected information and support from healthcare professionals.

DERLEME
8.
Şizofreni Hastalarının Bakımına Yönelik Bir Tele Hemşirelik Uygulaması: Telefonla Problem Çözme Müdahalesi
A telenursing practice for care of people with schizophrenia: Telephone intervention problem solving
Esra Uslu, Kadriye Buldukoğlu, Lora Humphrey Beebe
doi: 10.14744/phd.2019.75768  Sayfalar 131 - 136
Şizofreni, kişilerin günlük hayatta karşılaştıkları problemlerin çözümünü güçleştirmektedir. Bu nedenle toplum içinde yaşayan şizofreni hastaları bu problemlerle baş edebilmek için özel uygulamalara ihtiyaç duymaktadır. Beebe tarafından geliştirilmiş olan Telefonla Problem Çözme Müdahalesi (TPÇM) şizofreni hastalarının çeşitli günlük problemlerinin çözümünü desteklemek, onlara başetme alternatifleri sunmak, bu alternatiflerin kullanımını hatırlatmak ve bu başetme çabalarının etkinliğini değerlendirmek için geliştirilmiştir. Haftalık telefon görüşmeleri ile yürütülen TPÇM planlanmış davranış teorisine temellendirilen ve problem çözme süreci kullanılarak yürütülen bir tele hemşirelik uygulamasıdır. Bu konuda yapılan deneysel çalışmalar; TPÇM’nin şizofreni hastalarının toplum içinde geçirdiği süreyi uzattığını, tekrarlı yatışlarda hastanede geçirilen gün sayısını ve yeniden yatış amaçlı başvuru sayısını azalttığını ortaya koymuştur. Ayrıca bu uygulamanın psikiyatrik ilaç tedavisine olan uyumu artırdığı ve psikiyatrik semptomların şiddetini azalttığı bulunmuştur. TPÇM ülkemizde ilk kez bir doktora tezi kapsamında uygulanmıştır. Uygulama sonrasında kılavuzda yer alan uygulama protokol maddelerinin rahatlıkla kullanılabildiği, sadece dördüncü maddesinin üzerinde yeniden çalışılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu bilgiler doğrultusunda bu derleme makalesinin amacı, psikiyatri hemşirelerine TPÇM’yi tanıtmak ve TPÇM’nin uygulamaya aktarımı konusunda psikiyatri hemşirelerine rehberlik etmeyi amaçlamaktadır.
Schizophrenia makes it difficult for people to solve the problems they face in their daily lives. Thus, schizophrenic patients living in a community need special applications to cope with these problems. The Telephone Intervention Problem Solving (TIPS) has been developed by Beebe to serve as a solution for various daily problems of patients with schizophrenia, to offer them coping alternatives, to remind them to use these alternatives and to evaluate the effectiveness of these coping efforts. TIPS, which is conducted with weekly phone calls, is a telenursing practice based on the theory of planned behavior and conducted using problem solving process. Experimental studies conducted on this topic have shown that TIPS extends the time patients with schizophrenia spend in the community, and reduces the number of days spent and applications performed in rehospitalization process. It has also been found that this practice improves the psychiatric medication adherence and reduces the severity of psychiatric symptoms. TIPS was practiced within the context of a doctoral thesis for the first time in Turkey. After the practice, it was concluded that the practice protocol items included in the guideline can be easily used and that it is necessary to rework on only the fourth item. In light of this information, this review article aims to introduce TIPS to psychiatric nurses and to guide them to put TIPS into practice.

9.
Deliryumun yönetiminde farmakolojik olmayan yaklaşımlar ve hemşirenin sorumlulukları
Nursing responsibilities and non-pharmacological approaches in delirium management
Canan Karadas, Leyla Özdemir
doi: 10.14744/phd.2019.81994  Sayfalar 137 - 142
Deliryum; akut başlangıçlı ve gün içinde dalgalanmalar gösteren yaygın bir klinik sendromdur. Hastanede yatış süresinin uzaması, fonksiyonel kapasitenin azalması ve mortalite artışı deliryumlu hastada görülebilen olumsuz sağlık sonuçlarından bazılarıdır. Bu nedenle hastaların günde en az bir kez deliryum yönünden değerlendirilmeleri önemlidir. Ancak tek başına izlem yapmak yeterli olmayıp deliryumu önlemeye ve yönetmeye ihtiyaç duyulmaktadır. Farmakolojik olmayan yöntemler; yeniden oryantasyon, çevresel uyaranların azaltılması, erken mobilizasyon, sıvı desteği ve uyku hijyeninin sağlanmasını içermektedir. Deliryum yönetiminde kullanılan farmakolojik olmayan yaklaşımlar; hemşirelik bakımı ile doğrudan ilişkili, uygulanması kolay ve maliyet etkin yöntemlerdir. Ancak bu yaklaşımların hangi yöntemleri kapsadığı, içeriği ve etkileri hakkında bilgi veren çok az çalışma bulunmaktadır. Bu derlemede; deliryumun önlenmesi ve yönetiminde kullanılan farmakolojik olmayan yaklaşımlar ve hemşirenin sorumluluklarının, literatürde yer alan güncel bilgiler doğrultusunda tartışılması amaçlanmıştır.
Delirium is a common clinical syndrome; characterized by rapid onset and fluctuating symptoms during the day. A decrease in functional capacity, an increase in length of stay at the hospital, and an increase in mortality are negative results seen in delirious patients. Therefore, patients should be assessed at least once a day in terms of delirium that may develop due to underlying factors. Because delirium monitoring does not contribute to improvement in delirium itself, delirium prevention and treatment methods are needed. Non-pharmacological approaches include re-orientation, reduction of environmental stimuli, early mobility, providing hydration and sleep hygiene. Frequently used nonpharmacological approaches in delirium management are easy to implement, cost effective and directly related to nursing care. However, few studies document information about which approaches are used or the content and effects of these approaches. This review aims to discuss non-pharmacological approaches used in the management of delirium and the nursing responsibilities based on recent literature.

10.
Bakım alanı ve habitus
The field of care work and habitus
Bahanur Malak Akgün
doi: 10.14744/phd.2018.19971  Sayfalar 143 - 148
Bu derleme, bakım alanında hasta hemşire etkileşim sürecini, hemşirelik uygulama alışkanlıklarını ve hemşirelerin mesleki ya da bireysel benlik ve kimliklerini tartışmayı amaçlayan araştırmacılara yalnızca bakım alanına veya yalnızca hemşire bireysel özelliklerine vurgu yapmayarak inceleme olanağı sağlayan Pierre Bourdieu’nün habitus kavramını açıklamayı amaçlamıştır. Hemşirelik bireyin iyilik halini, sağlık gelişimini amaçlayan anlamlı, terapötik ve kişilerarası bir süreçtir. Fakat çok az çalışma bu sürecin nasıl kurulduğunu ve şekillendiğini sistematik bir şekilde değerlendirmiştir. Bu etkileşim sürecini, hemşirelik uygulama alışkanlıklarını ve bakım alanını anlayabilmemizde Bourdieu’nün habitus ve alan kavramları bize yol gösterici olabilecektir. Habitus, hemşirelerin bireysel özelliklerinin de dahil olduğu şartlar altında hastalarının durumlarını ve bakım gereksinimlerini nasıl anladıklarını, yorumladıklarını ve hastalarına yaklaştıklarını etkiler. Bakım alanı ise, hemşirelerin bakım uygulamalarında kullandıkları sosyal alan için bir metafordur. Sonuçta, hemşire habitusu karmaşık ve çeşitlilik gösteren bireysel ve yapısal etkenlerin her ikisine göre geliştiği için hemşirelerin hizmet verme motivasyonunu ve kariyerini etkiler. Bu nedenle, hemşire hasta etkileşimini, hemşirelik uygulama alışkanlıklarını, hemşirelerin mesleki ya da bireysel kimliklerini bu açıdan değerlendirmek bakımın kalitesini olumlu olarak etkileyebilir.
This article is intended to explain the Pierre Bourdieu’s concept of habitus to researchers concerned with patient-nurse interactions, nursing practices and nurses’ professional and individual selves and identities. It emphasizes both the field of care work and nurses’ personal characteristics. Nursing is a therapeutic interpersonal process that is intended to promote individuals’ wellbeing and health. However, very few studies have evaluated how it developed in a systematic way. Pierre Bourdieu’s concept of habitus can lead the way for nurses who would like to understand patient-nurse interactions, nursing practices and the field of care work. Habitus affects how nurses approach their patients, how they understand and interpret patient conditions and their needs. Therefore, habitus affects how nurses understand and interpret the status and care needs of patients under the circumstances including their individual characteristics. The field of care work is also a metaphor for a social site where nurses engage in care-related activities. Ultimately, nursing habitus is developed by both individual and structural factors that are complex and diverse. It affects nurses’ careers and motivation to provide services. Assessing patient-nurse interactions, nursing practices and nurses’ professional and individual self and identities in this way can affect the quality of care positively.

OLGU SUNUMU
11.
Şizofrenili bir hastada bireyselleştirilmiş rehabilitasyon programı: Olgu sunumu
Individualized rehabilitation program for a schizophrenic patient: a case report
Sibel Coşkun
doi: 10.14744/phd.2019.16013  Sayfalar 149 - 154
Şizofreni hastalarında işlevsellikte bozulma olup, hem sosyal izolasyon, isteksizlik gibi semptomlar hem de ilaç yan etkileri yaşam kalitesini etkilemekte, bu nedenle hastaların tedavi ve rehabilitasyon sürecine, aktivite programlarına katılımı büyük önem taşımaktadır. Bu olgu sunumunda toplum ruh sağlığı merkezinde aktivite programına isteksiz bir şizofreni hastasının sorun ve gereksinimleri analiz edilmiş, aile işbirliği sağlanmış, bireye özgü planlanmış rehabilitasyon programı kapsamında ağırlıklı olarak davranışçı teknikler uygulanmıştır. 6 aylık süreç değerlendirildiğinde hastanın işlevselliği ve yaşam kalitesi artmış, semptomları azalmış, aktivitelere katılımı sağlanmıştır. Sonuç olarak, kronik ruhsal hastalıklarda rehabilitasyon programlarının bireye özgü planlanması, davranışçı yöntemlere yer verilmesi yarar sağlamaktadır. Uzmanlaşmış psikiyatri hemşireleri rehabilitasyon programlarında ve danışmanlıkta daha etkin rol alabilmelidir.
Impaired functioning in schizophrenic patients and symptoms like social isolation and unwillingness to interact with others and drug side effects affect their quality of life. Therefore, the participation of schizophrenic patients in rehabilitation processes and activity programs is very important. In this case report, the problems and needs of a patient who was reluctant to join the activity program in the community mental health center were analyzed, and within the context of a family-specific, individually planned rehabilitation program, behavioral techniques were predominantly applied. When the 6-month period was evaluated, the patient's functioning and quality of life level had increased, his symptoms had decreased, and he had a greater level of participation in activities. From this case report, it can be concluded that it is beneficial to implement individual rehabilitation programs for chronic mental illness patients and to apply behavioral therapy methods. Moreover, specialist psychiatric nurses should take a more active role in rehabilitation and counselling programs.